Davet Masaları | Menü Fikirleri

Zevkler ve renkler tartılşılmaz sözü masalarda da geçerli yani tartışılır çok farklı zevkler ve güzel sofralar mevcut internette. Ben bizim evdekilerden örnekler verdim. Bazıları..

Çorbalar | Ana Yemekler | Etli Yemekler

Bizim kültürümüzde çorbanın yeri ayrıdır. Kah hastaya şifa, kah ısınmak için sebebtir kendisi böyle olunca sayısı sabit durmaz devamlı artar. Keza kebaplarımızda sayısızdır. Bazıları...

Salatalar | Zeytinyağlılar

Diyet ya da sağlıklı hayat adına ne derseniz. Birinci üyesi salatalar ve zeytinyağlılar bakmayın kısır koyduğuma o biraz kokoş yoksa bulgurda az değerli değil kalori bakımından...

Bisküviler | Kurabiyeler

Bisküvi ve kurabiyede imkansız yoktur. Reçellisi, bir hafta dayananı, dondurulanı. Yapamazsanız hazır paketleri var.

Pastalar | Tatlılar

Pasta ve tatlıda çeşit bitmez. Milföy hamurlar ve pasta tabanlar çıktı zorluk kalmadı. Ben yaptığımız sevdiğimiz birkaç çeşidi ekledim...

Google+ Badge

8 Mayıs 2018 Salı

Kemoterapi Günleri 4

Neler Kullanıyoruz;

En çelişkili konulardan biri. İlk günler herkes elinde bir reçete uzatıyor. Siz de Allah ne verdiyse yedirmeye çalışıyorsunuz. Bal, pekmez kaşık kaşık veriyorsunuz taa ki jetonunuz düşene kadar.

Sonra kemoterapi başladığında nar ve greyfurt yasağı geliyor. Bal, pekmez şekerli yiyecekler rafa kalkıyor. Tatlılar ve pastalar hayal oluyor. Ekşi elma hariç meyve de verilmiyor.


  • Dua, dua, dua. İnanç sizi ferahlatıyor. Sizden hariç sevenlerinizin duası önemli. Okudukları duaları mesajlarla yollayan insanlar ilaçsız kalmasın.
  • Ev yapımı yoğurt öneriyorlar. Temiz bir sütçu bulmak gerekiyor hızlıca. Sonra yavaş yavaş mayalanıyor yoğurt.
  • Taze sıkılmış ekşi elma- havuç- limon suyu. 
  • Kemik suyunu öneriyor doktorlar. Yapım aşaması neredeyse 24 saat süren hayli zahmetli bu suyun kuvvet vereceği, bağışıklık sistemini güçlendireceği söyleniyor. 
  • Pazı, ıspanak, ısırgan ve ebegümecini bol bol kullanıyoruz.
  • Kırmızı biber ve mantar öneriyorlar bu hastalığı aşan hastalar.
  • Kelle paça çorbası, işkembe çorbası, ciğer kan yapıcı ve bünye kuvvetlendiricilerden.
  • Gezen tavuk eti ve yumurtası öneriliyor.
  • Balık öneriyorlar.
  • Üzüm çekirdeği veriyoruz.
  • Belli miktarlarda zerdeçal, karabiber ve zeytinyağla bir karışım hazırlanıyor. Tarifine uygun olarak hazırlıyoruz. 
  • Kırmızı pancarı küçük doğrayıp az suyla haşlayarak yiyen bir hasta kendisine hiç kan verilmediğini söyledi. O mu çok bol yedi bizim hastamız mı az yedi bilmem ama bize yeterli gelmedi.
  • Kuşburnunu şekersiz kaynatarak içiriyoruz. 
  • Ev yapımı zencefil çayı, yeşil çay tavsiye edilen içecekler arasında. ( poşet değil)
  • Nane- limon bulantılı günlerde en ihtiyaç duyulanlardan.
  • Ihlamur cezveniz daima hazır olmalı kemoterapi sonrası.
  • Geçtiğimiz günlerdeki yazılardan sonra özelden yazan bir hasta yakını doktorlarının D vitamini değerlerine çok önem verdiğini ve takviye verdiğini yazmış. 
  • Ultraviyole lamba öneriyorlar.

Sevgili Antepente yazmış özelden başarır mıyız bilemem diye. Bunu maalesef bilemiyoruz. Ama bize  yukarıdakileri tavsiye edenler belli bir miktarda başarmışlardı. 

İştahsızlık had safhada olduğunda üç saat içinde 4 çeşit yiyecek deneyebiliyorsunuz bir lokmada olsa yemesi kar oluyor. Ev dışından gelen yiyecekler imdada yetişebiliyor. Zira evde pişen yiyeceğin kokusu bile yememek için yeterli sebep oluyor.  Bir zamanlar bir adet vardı hala devam eder mi bilmem? Bir firma açılırdı. Misal; Lale Birkaç ay sonra yeni bir firma açılır; Hakiki Lale.  İnsanoğlu durmak bilmez birkaç ay sonra yeni bir firma; Öz Hakiki Lale.

Öz ve hakiki başlıklarını alanlar mı hakikidir almayan mı anlayamayız. Ama bugünlerdeki manevi desteği hakiki olanların yeri hep başka olacak bende. Kilometrelerce uzaklıktan gıda takviyesi yollayanlarla, duasını eksik etmeyenler yüreğimize dokunmuştur. Kendi hastalığını unutarak size yardımcı olanlar, taşıdığı evinin yorgunluğuyla sizi unutmayanlar  gerçek ilaçlar kadar deva olmuşlardır.
90 yaşında bir büyüğünüzün sizinle aynı gamı taşıması, kendi derdi kendine yeten bir yakınınızın bulduğu doğal ürünleri size taşıması başka bir duygu.
Komşunuzun kapınızı tıklatıp derdinizle ilgilenmesi, ihtiyacınızı sorması milletimize has özellik.
Notcuk; Ola ki arayan olur, arayana da faydası olur diyerek yazdım aklıma gelenleri. Bu yazdıklarımı biz her ne kadar doktora danışarak kullandıysak da siz kendi doktorunuza sorarak kullanın. Her tedavi, her bünye ayrı olduğundan her doktor farklı önerilerde bulunabiliyor. Dua hariç!
Tecrübe ve tavsiyelerinizi paylaşırsanız sevinirim.

Kemoterapi Günleri 3

Falanca ya da filanca hastalıkla savaş derneği vardır. Lakin barış derneği yoktur. Benim olaya bakış açım çok değişik. Falanca hastalıkla barış derneği kurulmalı. Savaşacağız derken insanlar ciddi bir mesafe koymuş aralarına hastalıkla. Bana hiç uğramaz sanıyorlar.

Oysa ki bugün  sağlam yatanın yarın aynı yerde gözünü açmayacağına dair bir garantisi yok.  Hani gerçekten barışalım bu hastalıkla derseniz içinde kavrulan biri olarak naçizane birkaç küçük tavsiye;

Bizler için sıradan insanlar neler yapabilir;


Maskeli insanı gördüğünde insanların farklı tepkileri var;

E.T görmüş 3 yaşındaki çocuk zeka seviyesinde şaşkın şaşkın bakıyorlar.
Bakmayın! Karşınızdaki insan kesinlikle uzaydan gelmedi, zaten büyük bir dertle uğraşıyor.  Bu bakışlarla bir Elliot olamayacağınız kesin! Sizin meraklı bakışlarınız onu rahatsız ediyor!

Vebalı görmüş gibi kenara çekilip ya bana bulaşırsa diye ağzını yüzünü kaçıranlar var! Yapmayın! Üzüyorsunuz! Bu hastalar size mikrop vermemek için değil bağışıklık seviyeleri çok düştüğü için en küçük mikrobu bile kolaylıkla aldıklarından sizden, bizden gelecek mikroplardan sakınmak için takıyor o maskeyi.

Yarın kılarız senin namazını selanı mı versek? acınaklı bakışları atanlar var. Atmayın!  Korkutuyorsunuz! Ömürü sadece Allah bilir. İnsan hastalıktan değil ecelden ölür.

Eğer sizden biriymiş gibi sıradan bakışlarla bakamıyorsanız bakmayın! Üzüyorsunuz! Bakacak yüzlerce nokta var.
Grip veya nezleyseniz mümkün olduğu kadar uzak durun. Sizin atlattığınız griple onların atlatamadığı grip arasında çok fark var.

Hasta Yakınınız Veya Dostunuzsa;


Yakın ailesine zaman verin. Zaman verin ki onlar önce bu hastalığı kabullenebilsinler. Ben hala annemin hastalığını yazamıyorum ya da söyleyemiyorum.

 "Çok ayıp"," Sen inançlı bir insansın isyan mı ediyorsun?", " Ağlamasana" tarzı klişe cümlelerle onlara kuvvet verdiğinizi zannetmeyin. Onlar büyük imtihandalar. Size bir sevdiğiniz şu kadar yaşar dendiğinde ne yapacağınızı hayal edin. Unutmadan profesyonel destek alın diyebilirsiniz. Ama bunu " sen delirmişsin " imalı olarak değil dostane söyleyin. Peki bu destek de ne mi söylüyorlar? Ağlayabilirsiniz. Utanmayın! Bu yüzden yakınınızı utandırmaya çalışmayın! Bırakın ağlasın yapabiliyorsanız daima yanında olduğunuzu hissettirin!

Ben sizden daha çok üzülüyorum! demeyin. Üzülemezsiniz! Kendinizi o denli yüce gönüllü görmeyin! Kimse de üzülemez sizin derdinize sizin kadar.  Üzülmemenizi kınamaz hasta veya yakını. Ama siz sosyal medyada kahve paylaşımı yapıp eğlenirken muhtemelen biz ağlıyoruzdur. Çoluk çocuğunuzla özel günlerinizi kutlarken biz titriyoruzdur. Siz gittiğiniz sinemaya destek sağlarken biz kan arıyoruzdur. Sizin yaptıklarınız elbetteki sizin hakkınız ama bizim acımızla yarışmayın!

24-48 saat arası uyumama ihtimalimiz var. Ki bu gecelerden birinin sabahında hasta yarım saat daldığında 5 kez arayan birisi ikram değil zulüm yapmış oluyor. Yaşadıklarını size kelimesi kelimesine anlatacak gücü yoktur. Aslında o kelimeleri ağzına almak onu da hasta ediyordur. Neden anlatmıyorsun, saçı döküldü mü? sorularıyla bunaltmayın!

Hele de ; Nasıl telefonu açmazsın ? zılgıtı attığınızda Graham Bell'e beddua edilme ihtimali var neden telefonu buldu diye. Atmayın! İhtimal  o saatte biz ağlıyoruzdur!

Karşınızdaki durumu anlattığında sesinize hüzün ekosu verip "yok ben sizi anlıyorum" cümlesini kurup arkasından bir kitap dolusu dedikodu yapmayın. Hem siz gıybet zehirlenmesi yaşarsınız hem de o kişi duyduğunda kalbi kırık olarak yapılan "Herkesin karşısına yaptığını çıkar" duası size tutabilir. 

Eğer birinin yüreğine dokunmak isterseniz uzaktan da dokunabiliyorsunuz... Bir arkadaşım 4-5 yaşlarındaki çocuğunun sesinden mesaj yollamıştı. "Teyzeciğim iyileşeceksin sana dua ediyorum"la başlayan bu mesajı annem unutamadı. Küçücük bir yürek kocaman  moral oldu.

Bir de yüreğe hançerle dokunmak var. Telefonu açtığnızda karşınızdaki ses " hastaya söyleyin bize hakkını helal etsin" diyorsa dağılıyorsunuz. Ve vicdanınız olduğu için hastaya söylemediğiniz gibi kendinizde bu kişiye helal etmiyorsunuz açtığı yara yüzünden.

Hasta halsiz ve telefonla görüşemiyor dendiğinde telefonu açan kişinin engel olduğunu sanmayın. Bu kadar ahmak ve cahil bir insan olmaz. Kimse bir sevdiğinin sevdikleriyle yapacağı telefon görüşmesine engel olmaz.

Doktorların tüm yasaklamasına rağmen yasakları deldiniz ve ziyarete gittiniz. Aaaaa kaşlar gitmiş saçları da döküldü mü ? Demeyin!

Siz siz olun 5-10 yılda kırdığınız kalbi o günlerde tamir edebileceğinizi sanmayın. Edemezsiniz!
Tedavinin belli bir noktasından sonra kandaki bazı değerler düşer vücut mikroplara karşı savunmasız hale gelir.  Ve bu noktada biz aylarca annemizin elini öpemedik. Yüzümüzde maskeyle dolaştık.
"Benim amcamın oğlunun baldızının kayınbiraderi de almıştı bu tedaviyi. O sizin gibi ziyaretçi yasağı koymamıştı. Durmadan gezmişti ülkeler fethetmişti. Hala da ölmedi??? demeyin. Falan anlattı o her yere gidiyormuş herkes gelip gidiyormuş" demeyin! Her bünye, her hasta kendine özeldir araştırarak doğruyu görebilirsiniz!

Muhterem Devletimiz Ne yapabilir;

Öncelikle kuşun kanadından tüy düşse Cumhurbaşkanııııım, Başbakanııım niye bunları yapmıyorsunuz diyen güruhtan değilim.  Yönetimden şikayetçi değilim. Ama bu hastalıkla mücadelede ülkemizdeki şartların istenirse daha iyi olabileceğini düşünüyorum.

Bu tedavide bazı ilaçlar parasız olmuş  bu yönden müteşekkiriz. Lakin imkanlar hala sınırlı. 
Verilmeyen ilaçlar var.  Mesela enfeksiyon sırasında bir ilaç için İstanbul'daki tüm eczaneleri gezdik bulamadık.

Bu işin sadece ilacı yok bu günlerde iyi beslenme de gerekiyor. Belli bir ekonomik seviyenin altındakilere yardımcı olacak fonlar oluşturulabilir. Yüzlerce genç, çocuk var bu hastalığın pençesinde. Bunlardan zeki olanları belki ilerde size çok büyük hizmetler yapacak eğer hayatlarının baharında göçmezlerse. 

Yine ihtiyaçlı olan hastalara ulaşım bedava yapılabilir. Diğer ülkelerde emsal vakalarda neler yapıldığına bakılabilir. Bulgaristan'da  bu tarz hastalıklarda hastalara küçük bir emekli maaşı bağladıklarını öğrendim yine aynı hastanede tedavi gören bir hastanın yakınından. Hem annesi, hem babası bu hastalıktan tedavi alıyor. İkisine de emekli maaşı bağladılar.


On hasta aynı odada alıyor tedaviyi mesela. En ufak bir enfeksiyondan bütün tedavi tepetaklak olurken bu çok riskli. Ez kaza virüsü aldınız. Enfeksiyonla mücadelede bayağa zorluyor sizi.

Onkoloji uzmanları altın değerinde. Bir uzmana ulaşmak için sekreterinin, sekreterinin sekreterine not bırakıyoruz. Ulaşması günler alıyor. Öğrenimden çalışma alanına kadar destek sağlanması lazım.  Bir doktora yüzlerce hasta düşüyor. Haliyle bu da onları biraz yorgun, biraz nazlı ama epeyce ulaşılmaz yapıyor.

Kamu spotlarıyla halk biliçlendirlebilir. 3 yaşında veya 70 yaşında farketmez her yaşa gerekli.  Bu hastalara bakış ve davranış biçimleriyle ilgili kısa süreli kurslar verilebilir.








6 Nisan 2018 Cuma

Kemoterapi Günleri 2

Acının sizi vuruşunun bilmem kaçıncı gününde bir hastane kapısında yakınınızı bekliyorsunuz. İçerideki hastanız ise başına gelen bu acı işkenceden kurtulmayı bekliyor. Tedavi ağır olduğundan ilacı ağır ağır veriyorlar sanki. Bir şişe serum iki saatte gidiyor. Sonra bir başkası sonra daha başkası. Tedavisi biten yerinden kalkınca boşalan sanedalyeye yeni bir hasta uzanıyor. Pek boşluk olmuyor sanırım. Bir, iki, üç , dört, beşle bitmiyor pek bu gelişler en son konuştuğum hasta 28. tedavisine gelmiş.  Buradaki insanlara baktığınızda gözlerde aynı acı, korku ve endişe dolu bekleyiş var. Acaba ailemle kalacak mıyım?

Acaba buraya kaç kez gelmem gerekecek? Acaba bu hasta neden halsiz, bende onun gibi olacak mıyım? Saçım gitti kaşım kalır mı?

Her bakışda ve gözde ayrı yorgunluk var. Kimbilir neleri ertelemiş, nelerden feragat etmişler sonra yaparım düşüncesiyle. Şimdi ise o erteledikleri ve ıskaladıkları tüm şeyleri yaşamak ümidiyle bakıyorlar ilacın gittiği kollarına.

Birbirlerine beslenme ve alternatif tıbba dair bilgiler veriyorlar. Güçlü olmalarını öneriyorlar. Savaşları kanlarına, canlarına giren hain hastalıkla.  Falanın dedikodusu filanın lüksü konuşulmuyor. Birinin serumu damardan çıkınca diğeri üzülüyor. Buradaki hastaların birbirlerine hep dua ettiklerini söyleyebilim duruş ve fikirlerine aldırmadan.


Bazen ilacı alırken bünye  kaldırmayıp reaksiyon gösteriyor. Rahatsızlık hissedince çalışan ekibe söylemelisiniz.

Hastanız tedavisini aldıktan sonra evinize gittiğinizde çıkan ateş sizi korkutuyor. Korkutmalı da.
Ateş ve kuru öksürükle başlayan  rahatsızlığı küçümsemeden hastaneye gidiniz. Enfeksiyon başlangıcı olabilir. Annem de enfeksiyon iki aya yakın sürdü. Zaten zayıf olan bünyeye en ufak bir rahatsızlık ağır gelirken ağır bir enfeksiyon perişan  ediyor.

Bu günlerde hastaneler size mekan oluyor. Acil servisler en yakın ikinci kapı. İyi doktorlar, iyi hemşireler, iyi bir şans ve bol dua lazım.

Notcuk;Yazma sebebim aynı derde düçar olanların belki biraz faydalanması ve belki bize de tavsiyeler bırakması. O yüzden devam edeceğim...






18 Ocak 2018 Perşembe

Kemoterapi Günleri

Hayat çok büyük bir okul. Sınavları, dersleri bazen çok ağır olabiliyor. Çalışırım geçerim, çok okursam ezberlerimin yetmediği sınavlar var. Bu satırları şikayet için değil de bizden başka aynı sınavı yaşayanlara ben tek değilim bu sınavda demesi için yazoyorum.  Aslında içinizdeki acıyı kelimelere dökmek çok zor. Çünkü dünyadaki hiçbir lisan ve kelime dağarcığı o an içinizdeki yangını ifadeye yeterli değil.
Bu günlerde "En kolay acı başkalarının acısıdır", " Ateş düştüğü yeri yakar" sözlerini tez konusu olarak çalışsam üzerine ansiklopedi yazabilirim.
Bu yüzden üzerinde durmayacağınız en önemli şey; İnsanların sizin acınızı nasıl umursamadıkları ama umursadıklarını sandıkları.

Kapıdaki yazı zaten sizi yıkıyor onu okumayın, görmeyin. Allaha sığınıp içeri girin diyeceğim ama o ilk  giriş çok zor.
Tedavi merkezine girdiğinizde gözlerinde sönen feri gördüğünüz insanların çoğuna doğru teşhis yanlış ya da eksik tedavi uygulanıyor. Zira kiminin eşi insan suretinde dolaşan öküz, kiminin evladı odun, kiminin kardeşleri.  Doktorlar teşhisi koydukları gün öküzleri veterinere, odunu sobaya atmadan tedaviye başlamışlar. Bu yüzden işleri zor hastaların ama yine de ümitle geliyorlar. Yavaş yavaş tanışıklık artınca bu dert boşuna gelmemiş hiçbirine diyorsunuz.

Genç, yaşlı, kadın veya erkek bir yerinden kaptırmış bu haşin hastalığa bedenini. İkinci kürden sonra tanıdıklar artıyor gelen gelmeyeni merak ediyor.

Doktorun özverili çalışmasına müteşekkir olsak da hemşireler en gaddar hemşire bölüğünden seçilmiş yanlışlıkla içine iki tane normal hemşire karışmış.  Serumun akmadığını söylediğinizde hastayı arka üstü öyle bir çeviriyor ki sağlam insan hasta olur.

Acaba duruşları hayata bakışları mı böyle şeklinde iyi bir düşünceye kapılıp arkamı döndüğümde aralarında espri yapıp kıkırdayabildiklerini görüyorum.

İlk gidişimiz çok acıydı ama bu gidişimiz daha başka acıydı. Anneciğime doğum gününde pasta yerine şişe şişe zehir verdirmeye götürmüştük.  Kutladığımız daha doğrusu kutlayamadığımız en kötü doğum günüydü bu yılki.

Bir de yeme-içme tavsiyeleri var ki bu çok karışık. Önce ballı, pekmezli bir terkip buluyoruz. Yapıyoruz ama sonra en zararlı şeyin şeker içeren gıdalar olduğunu öğreniyoruz.
Onu kenara alıyoruz. Yeşillikler diyoruz sarılıyoruz sonra bir yerde onlarında temiz sularla sulanmazsa çok zararlı olacağını öğreniyoruz.  Şehrin ortasında temiz sularla sulanmış yeşillik bulmak için yarışma düzenlemek lazım. Kemik suyu kaynatıyoruz ama onunda ilaç kullanmamış hayvanın kemiklerinden olması gerektiğini söylüyorlar.

En iyi şu gelir denilen şeyin bir başka zararı mutlaka oluyor ya da olacağı söyleniyor.
Temiz hava,  köy havası , bol oksijen iyidir diyorlar. Geçtiğimiz ay en oksijenli yerde hasta kaybını duyduk.

Ez cümle; Bazen bazı insanlar şunu yersek hasta olmayız bunu yersek hasta oluruz diyorlar ya o işin doğruluğu tartışılır durumda. En iyi gelecek şey gerçek dostluk, moral ve sevgi bana kalırsa. Tıbbi kısmı doktorların işi.

12 Aralık 2017 Salı

Evlerinden Anne Kokusu Eksilenler

Güzel ailelerin evlerinde anne kokusu vardır. Evin her köşesine sinmiştir. Bu kokuyu almaya ne para ne pul yetmez. Değme marka parfüm şirketleri bu kokuyu yakalayamaz. Annesinden uzak düşmüş uyuyamayan küçük bir çocuğa annesinin bir kazağını verip kokusuyla uyuttuklarını duymuştum.

Bu evlerin mutfaklarında anne tıkırtısı vardır hep duymak istediğimiz. Sabah kalktığınızda mutfaktan gelmesine alıştığınız o tınıya müzik aletleriyle ulaşılamaz. Zira müzik dediğiniz sanatında belli bir sınırda notası ve makamı vardır. Yine değme sanatçıları getirin Dünya üzerindeki milyonlarca anneye ait tınıyı bulamaz. Her annenin ellerinin ahengi bir başkadır.

Aralarda dolaşan bir terlik sesi vardır kulağınızın aşina olduğu. Diğer annede bunu yakalayamazsınız.

Anne gözü vardır mesela ufak bir yanlışın bile kaçmadığı. En hassas kameradan daha hassas. Anne kulağı vardır. İçinizden söylediğinizi bile duyan.

Annelerin kimi hızlı hızlı kimi yavaş yavaş yürür. Ama her evlat annesinin ayak seslerini, mutfak tıkırtısını,  kokusunu  ve bakışını ezberlemiştir.

Neden yazdım ben bunu? Geçen hafta onbeş yıllık komşunuzun evinden eksildi bu güzellikler.
Temiz insandı komşu teyzemiz. Evinin her köşesi tertipliydi.  O kendisine rahat vermeyen tansiyonuna rağmen güleryüzlüydü. Ağır ağır merdivenleri çıkardı. Arada uğrar hatır sorardı bıktırmadan. Laf taşımayı sevmezdi. Ağır ağır çıktığı merdivenlerden hızlıca indirmişler ve son durağa götürmüşlerdi. Maalesef uğurlayamadık istediğimiz gibi anneciğim hasta olunca. Yanında olamadık gönlümüze göre yakınlarının.
Evlerimizden anne kokusu eksilmesin Allahım!

Acıyı Paylaşamamak

Bu hastalık feci bir dert. Yan tesirleri birtek hastayı değil aileyide vuruyor. Yeni yan tesir ; çağımızın yaygın hobisi yalanı süsleyip adına siyaset demek...

Ailece sevmediğimiz ama  mecbur kaldığımız bu feci hali neredeyse alışkanlık edindik bu aralar...
Yalanı;
- Baban nereye gitti kızım ?
-Çarşıya
-Neden dönmedi?
-Trafik sıkışık...
Doğrusu;
Cenazeye gitti. Komşumuz vefat etti.
Sağlığı için yaptığımız bu acı oyuna anneciğim inanmak istiyor sanki. Ama ertesi sabah telefon etmek istiyor komşumuzu sormak için... Telefona kızı çıkıyor büyük bir sabırla annesinin iyi olduğunu selam söyleyeceğini söylüyor. Acılı gününde bu fedakarlığı yapan bu abla bana hala insanlığın ölmediğini gösteriyor.
Maalesef acılarını yeteri kadar paylaşamadık  anneme duyurmamak için. Belki paylaşsak böyle içimize taş gibi oturmayacaktı...


4 Aralık 2017 Pazartesi

Yara Kardeşliği

Yaraların mevsimi ayı yoktur. Bir bakarsınız çıkıvermiş. Deva olsun diye elinize ne gelirse sürerseniz  yarayı daha da azdırırsınız. İçinize bir yara düşmüşse onu ya kamil bir insan ya da o yarayı yaşayan bilir. Yaraları aynı olanlar birbirlerine aynı derin acıyla bakarlar. Sızıları aynıdır zira.
Bir o kadar da zordur kendi yarası sızlarken başka birine yarasını sormak... Ama bir kez kurulmuştur yara kardeşliği. Haklarına riayet lazım.

Bu hastalıkta hasta yakınının en zor günlerinden biri hastasını ilk tedaviye götürdüğü gündür sanırım.
Kapıda hastalığın adıyla yüzleşirsiniz, içerde hastalığın yüz çeşitiyle. Hasta yakınlarının gözünde hep aynı korku vardır; Acaba işe yarar mı?

Hastanız  içerde tedavisini alırken  siz yara kardeşliğine başlarsınız.

- Sizinki ilk mi?
-Evet?
- Sizinki?
-2, 3 veya 5
- Neyiniz?
Sonrası sabır dileme, tavsiyeler... Gencecik bir anne;
- Çocuklarım çok umutlu diyor. Ardından ölürsek şehidiz cümlesi geliyor. Tabii diyor size en zor gelecek şey; Ayrılık acısı!
Az daha konuşsa ben zaten orada tedavi bekleyenlerden önce gideceğim haberi yok.
Sonra daha kaç kişinin hikayesini dinliyorum bilmiyorum. Beynim ambale oluyor, kulaklarım çınlıyor.
Ama yara aynı kiminde daha büyük, kiminde daha küçük.

Burada neşeli kahkahalar yok. Herkes sessiz sedasız iletişim kuruyor. Şuradan bir instagram paylaşımı yapayım diyen cıvık kişiler yok. Görüntülü telefon görüşmeleri yok. Sessiz sedasız bir bekleyiş var.

Zengin, fakir ayırımı da yok. Her gelir seviyesine bakış aynı herkes birbirini anlamaya azami gayret gösteriyor. Arkadaşlıklar kurmuşlar aralarında, birbirlerine yardımcı oluyorlar. Galiba en yabancı olan benim.
Ve geçecek bu yara diyorlar yara kardeşlerine... Allah büyük!

Süt kardeşim olmamıştı hiç. Kan kardeşliği çocuklukta olmuştur belki ama unutuldu. Yara kardeşliği unutulur şey değil. Aynı yarayla beraber kavruluyorsunuz... Allah merhem nasip etsin hepimize!






2 Aralık 2017 Cumartesi

Annemden Uzak Kandil Akşamı

Bazı acıların dili yoktur konuşamaz. Kulağı yoktur duyamaz. Karşısında söylemeden duyan, dili oynatmadan anlayan dost lazımdır böyle günlerde.

Sağlıklı günlerde kalbini kırdığın hastayı 5 kez ziyaret edersen Allah kırdığın kalp için seni af eder fetvası bilmem nereden almış insanların zamandan ve yoldan tasarruf amaçlı ameliyatlı hastaya bir günde üç kez ; merhaba demelerini anlayamadım anlayamayacağımda.

Acıyı paylaşmak onu yaşayanı iyi olmaya, gülmeye zorlamak değildir. Onunla birlikte doyasıya yemek yemek de değil. O ağlarken ; Sus bakayım çok ayıp demek de değil! Acıyı paylaşmak  mendil vermektir. Acıyı paylaşmak  birlikte ağlamak, en azından ağlar görünmektir.  Birlikte susmaktır bazen. Bu Allah'a isyan değil dosta destektir.

İnanan insan bilir ki; Gelen Allah'dan gelmiştir. Derdi de dermanı da veren odur. Nasihate başlamadan evvel karşınızdaki insanın neye ağladığını anlamalıyız önce.

Eğer ki sevdiğini insanın acısını alamıyorsanız ağlarsınız. Önündeki sürecin onun için ne kadar zor olduğunu bilirseniz yine ağlarsınız. Yapamadığınız güzel şeyler için, yaptığınız güzel şeyler için de ağlarsınız.

Ve bir kandil akşamı ilk kez bir metre ötenizde oturan annenizin elini öpemezseniz, sarılamazsanız mutlaka ağlarsınız. Onun sizden kaçırdığı gözleri için yine ağlarsınız. Ama ateş düştüğü yeri yaktığından ben ağlamam sanırsınız.

Sonra teselli telefonları vardır ;
-Nasıl ? İyi mi? Üzülmeyin, sizin ağlamamanız lazım. İlaç iyi geldi mi? Bilirim rahmetliyede dokunmuştu....
Anlattığı kişi benzeri hastalığı yaşamış ama göçüvermiş bir dostun hikayesidir.
Telefon elinizde donakalırsınız. Karşınızdaki insan teselli mi vermiştir ciğerinizi mi delmiştir?

Ez cümle; Tıbbın ve de teknolojinin bu kadar ilerlediği bir zamanda hasta yakınlarını aptal zannetmeyin. Onlar illa ki hastalığa dair tüm bilgileri irdeliyordur. Ama
İyiliğe inanmaya ihtiyaçları olan insanları derin kuyulara gömmeyin.

29 Kasım 2017 Çarşamba

Anneciğim Hastalanınca Öğrendim Ki....

Anneler çocukları için ilk öğretmendir. Çocuklarına  herşeyi öğretmeye çalışırlar. Konuşmayı, yürümeyi, yemeği ve oturup kalkmayı. Önce gelişigüzel yapılan bu işlemler bir vakit sonra da düzeltilerek öğretirler. Büyüdükçe din, iman, düzen, tertip, saygı ...Liste uzar gider anneciğimde öğretmeye adamıştı kendini. Rengi siyah, yeşil farketmez gözleri bile öğretmendir onların yukarı doğru kalkarsa yapma demektir. Yana doğru işaret ederse içeri git demektir...
Yemeklerin tuzundan, çorbaların sosuna öğreten bu kıymetlim  böyle hastalanmasa belki hiç farketmeyecektim.

Ama bu ay acı bir şekilde farkettim ki bize öğretmediği şeyler vardı. Kendisine birşey olursa biz ne yapardık? O hasta inlerken biz nasıl dayanacaktık? Yıllardır sabırla idare ettiği sabredilemeyecek olaylarla biz başa çıkabilecek miydik? Karşılıksız vermeye alışan bünyesini tüketen ağır yükün çok azı bizim omuzlarımıza binince ne yapardık?

O evin içinde dolanmazken ev ev olmaya nasıl devam edecekti?  Artık koca insanlar olan bizi kim koruyacak, kim uyaracaktı tehlikeler için?

Öğretmen olan o güzel gözleri sadece  hüzünle ve dalgın bakıyor son günlerde. Bize öğretecek çok şeyin var bize eksik bilgi vermişsin hayata dair annem. İyileş  ve kalk annem...


Notcuk; Anneciğim şifa bulana kadar hastalık ve hastane günlerini yazacağım. Olur ki bize yol gösteren olur, olur ki ibret alan olur.
Sahra